Anadolu tarihinin değişmeyen acısı

24.03.2023 - Cuma 18:38

Nükhet Everi | [email protected] Roma İmparatoru Trajan, M.S. 115 yılında doğu seferinden dönmüş ve kışı Antiochea ad Orontes’te (Antakya) geçirmeye karar vermişti. İmparatorun elçisi vasfıyla kendisinden sonra tahta geçecek olan Hadrian da tam o sırada Suriye’de bulunuyordu. Binlerce yıllık tarihi olan bu kent, Büyük İskender’in generallerinden Seleukos tarafından Asi Nehri’nin doğu yakasında kurulmuş ve konumu nedeniyle zamanla çeşitli kültürlerin bir araya geldiği önemli bir ticaret merkezi olmuştu. “Doğu’nun Kraliçesi” diye anılan Antakya, döneminin en önemli kentlerinden biriydi. Özellikle de Roma’nın yavaş yavaş bölgeyi ele geçirmesiyle birlikte burası da önemli bir Roma kalesi olmuş, Antakya adeta ihya edilmişti. 115 yılında 500 bin civarında nüfusu olan bu kent tarihçilere göre döneminin en büyük üçüncü kenti olmalıydı. Fakat o kış şehir daha da kalabalıktı. Tarihçi Cassio Dio, “Trajan kışı orada geçirdiğinden hukukçular, elçiler, çok sayıda asker ve sivil kente akın etmişti. 13 Aralık 115 sabahı Antakya’da korkunç bir deprem oldu. Depremden Roma İmparatorluğu’nda zarar görmeyen yer ve halk kalmadı” diye yazar.

class="medyanet-inline-adv">

Anadolu tarihinin değişmeyen acısı

Efes Antik Kenti’nde M.S. 262 yılında yaşanan depremden sonra en az 11 büyük kamu binası yeniden inşa edildi ya da onarıldı.

“Binalar havaya sıçradı”

Cassio Dio, depremi de şu sözlerle anlatır: “Önce birdenbire büyük bir kükreme duyuldu ve bunu muazzam bir sarsıntı izledi. Tüm dünya yerden yükseldi ve binalar havaya sıçradı; bazıları havada yıkılıp parçalandı, diğerleri ise sanki deniz dalgası gibi bir o yana bir bu yana savruldu ve devrildi. Enkaz açık arazide bile büyük bir alana yayıldı. Askerler ve siviller enkaz altında kalarak öldüler, çok sayıda kişi de mahsur kaldı. Depremi takip eden artçı şoklar da çok büyüktü ve birkaç gün sürdü, bu hayatta kalanların ölmesine neden olurken, çöken binalarda mahsur kalanlar da ya binaların ağırlığı altında ya da açlıktan öldüler.” Trajan ilginç bir şekilde hayatta kalmış ve depremi hafif yaralarla atlatmıştı. Deprem sırasında kaldığı yerdeki pencereden atlamış ve hipodroma sığınmış, artçı depremlerde de burada açık havada kalarak kurtulmuştu. Trajan’ın o sırada bölgede bulunan karısının ve Hadrian’ın bu depremden nasıl sağ çıktıkları bilinmiyor ama onlar da bir şekilde kurtulmuşlardı. Antakya ve çevresinde çok sayıda can ve mal kaybına sebep olan bu depremin ardından bir tsunami yaşanmış ama Anadolu’yu vurmamış, daha ziyade Lübnan kıyılarında hasara yol açmıştı. 7.5 büyüklüğünde olduğu düşünülen bu depremde 400 bin kişinin öldüğü söylenir. İmparator, depremin ardından şehri onarma faaliyetlerine başladı fakat projesini bitirecek kadar yaşamadı. 117 yılında ölünce yerine tahta çıkan Hadrian bu faaliyetleri devam ettirdi. Antakya tarihindeki tek deprem bu değildi elbette. Birinci derece deprem riski olan bir bölgede bulunan kent, M.Ö. 2 ve 1; M.S. 1, 2, 4 ve 6. yüzyıllarda çok sayıda ve büyük deprem yaşadı. Bunlardan 526 yılında olan depremi de anmak gerekir. Mayıs ayının sonlarında olan bu deprem Suriye ve Antakya’yı vurmuş ve 250 bin kişinin ölümüyle sonuçlanmıştı. Depremin ardından çıkan yangında da ayakta kalan binaların hepsi yok olmuştu. Bu da öyle büyük bir depremdi ki Seleukeia Limanı dolan çamurla kullanılamaz hale gelmiş ve tarihte altıncı ölümcül doğal afet ve ikinci ölümcül deprem olarak yerini almıştır. Depremler hiç durmadı o bölgede ve asla da durmayacak gibi görünüyor.

class="medyanet-inline-adv">

Ege’de büyük yıkım

class="medyanet-inline-adv">

Anadolu’daki sayısız depremlerden diğer yıkıcı olanlara bakarsak M.S. 17 yılında Anadolu’nun batısını vuran depremden bahsetmek gerekir. Bu deprem Lidya bölgesinde büyük hasara neden oldu. Yıkım o kadar büyüktü ki Tacitus, Yaşlı Plinius, Strabon ve Eusebius gibi dört Antik Çağ tarihçisi bundan bahsettiler. Gece meydana gelen depremde en az 12 şehir ağır hasar aldı. Bu şehirler; Sardes (Sart), Magnesia (Manisa), Temnos (Menemen), Philadelphia (Alaşehir), Aigai (Manisa), Apollonis (Akhisar), Mostene (Manisa), Hyrkanis (Saruhanlı), Hierapolis (Denizli), Myrina (Aliağa), Kyme (Aliağa) ve Tmolos (Ödemiş) idi. Dönemin İmparatoru Tiberius Caesar, bu şehirlerin karşılaştığı zorlukların üzerine hepsinin vergi borçlarını iptal etti. M.S. 23’te aynı bölgeyi başka bir deprem vurdu. Ama bu deprem aynı şehirlere zarar vermedi, daha çok Efes (İzmir) ve Kibyra (Burdur) kentlerini etkiledi.

class="medyanet-inline-adv">

Eski tarihçiler M.S. 17’deki depremi anlattıkları gibi bu depremden bahsetmedikleri için bu deprem hakkında fazla bir şey bilinmiyor. Fakat İmparator Tiberius’un M.S. 17’de yaptığı gibi bu depremden sonra da etkilenen şehirler üzerindeki vergi taleplerinden feragat ettiğini biliyoruz. Kibyra’nın adına, bu duruma duyulan minnettarlıktan dolayı, Tiberius’un onuruna “Caesarea” kelimesi eklenmiştir. M.S. 262 yılındaki büyük deprem de Efes’i hırpaladı. Küçük Asya’nın güneybatısındaki kıyılarda bulunan başka şehirler de bu depremden etkilendi. Arkeologlar, bu felaketten sonra Efes’teki en az 11 büyük kamu binasının yeniden inşa edildiğini veya onarıldığını tespit etti. Bu depremin ardından Ege kıyılarındaki çeşitli şehirleri yutan bir tsunami de olmuş. Sismologlar, söz konusu depremin merkez üssünün Ege Denizi olduğunu düşünüyor.

class="medyanet-inline-adv">

Anadolu tarihinin değişmeyen acısı

Kibyra kentinin ismine, M.S. 23’te yaşanan depremin ardından İmparator Tiberius’un vergiden feragat etmesine duyulan minnettarlığın ifadesi olarak “Caesarea” kelimesi eklenmişti.

Anadolu tarihinin değişmeyen acısı

Hatay Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen “Yakto Mozaiği”, depremlerde defalarca yıkılan kentin M.S. 5. yüzyıldaki halinden izler taşıyor. Bordürlerdeki betimlemelerde, kent kapısı, dönemin villaları, halkın oturduğu konutlar, saray, stadyum ve Asi Nehri’nin köprüleri gibi birçok yapı görülebiliyor. Bordürde kasap, fırın gibi çeşitli esnaf grupları da yer alıyor.

İstanbul’un surları

stanbul’da da tarihte çok sayıda deprem olmuştur. Hangi birini yazacağınıza karar veremiyorsunuz. İki tanesini ele alalım. Bizans İmparatoru II. Theodosius, şehri korumak için Theodosius Surları olarak bilinen büyük savunma duvarları inşa ettirmişti. 447 yılında, surların tamamlanmasından kısa bir süre sonra şehri bir deprem vurdu. Sonrasında binlerce insan açlıktan ölmüş olsa da bu depremden bahseden eski kaynaklar, depremin neden olduğu herhangi bir ölümden doğrudan bahsetmezler. Belki çok insan kaybı olmamıştı ancak surlarda büyük hasar meydana geldi. Bu güvenlik açısından büyük bir sorundu. Hun İmparatoru Attila’nın o dönemde Balkanlarda aktif olması nedeniyle bu durum Konstantinopolis için büyük bir tehdit oluşturuyordu. Theodosius, 60 gün içinde surların onarımını gerçekleştirmişti. 14 Aralık 557’de de Konstantinopolis çok ağır bir deprem yaşadı. Tarihçi Agathias insanlar uykudayken sarsıntının başladığını ve tüm binaların yıkıldığını, şehrin tanınmayacak hale geldiğini yazar. Ayasofya’nın, şehir surlarının ve limana yakın bölgenin çok ağır hasar aldığı bir deprem olarak tarihe geçer bu afet. Ayasofya’nın depremde zayıflamış olan kubbesi bir yıl sonra tamamen çöker. Surlar ciddi hasar aldığı için Hunlar, 559 yılında duvarların hasarlı bölümlerinden geçmeyi başarırlar.

Anadolu tarihinin değişmeyen acısı

İstanbul surlarının Marmara Denizi sahilinden Tekfur Sarayı’na kadar uzanan bölümü, İmparator II. Theodosius tarafından inşa ettirilmiştir. Surların depremlerde yıkılması güvenlik sorununa neden oluyordu.

Kahramanmaraş depremi

6 Şubat 2023’te meydana gelen deprem, Kahramanmaraş depremi olarak adlandırılıyor. Kentte tarihte de önemli depremler olmuştu. Bunlardan belki en önemlisi, Urfalı Mateos’un 1114, Bar Hebraeus’un (Abû’l Faraç) 1115 olarak tarihlediği depremdir. (Buradaki tarih farkı çok önemli değil, takvim farkından dolayı bu tarz karışıklıklar olabiliyor.) Urfalı Mateos’a bakılırsa, 1114 yılının 29 Kasım Pazar günü sabahın erken saatlerinde olan depremden kimse sağ çıkamamış, 40 bin kişi ölmüştü. Bu deprem Adıyaman, Şanlıurfa, Antakya ve Halep’i de yıkıp geçmişti. Kar yağışı nedeniyle de çevre bölgelerde yaşayan ve evleri yıkılan insanlar soğukla karşı karşıya kalmıştı. Bar Hebraeus depremi “Son derece şiddetli bir zelzele oldu. Bu yüzden bütün Maraş şehri yer altına gömüldü ve bütün şehir, halkı için bir mezar oldu” sözleriyle anlatır. Bundan tam 400 yıl sonra 1513’te yine Kahramanmaraş merkezli bir deprem olmuş ve ardından bölge bu anlamda uzun bir sessizliğe bürünmüştü. Uzmanlar, 1500’lerden itibaren sessiz olan fay segmentinde oluşan boşluğa “Maraş Sismik Boşluğu” adının verildiğini belirtiyor. Doğu Anadolu Fay Hattı’nda 19. yüzyıldan beri gerçekleşen deprem serisinde bir tek bu boşluk kalmıştı. O da 6 Şubat’taki depremle birlikte kırıldı ve ne yazık ki tarihteki büyük depremler arasında yerini aldı.

Anadolu tarihinin değişmeyen acısı

Hermes ve iki öğrencisinin mezar taşı

Kapıdağ Yarımadası, Nikomedia (İzmit) ve Nikaea’da (İznik) M.S. 120’de meydana gelen deprem, bölgede ağır hasara yol açmıştı. Nikomedia tamamen yıkılmış, Nikaea ağır hasar almıştı. Bu depremin hemen ardından Marmara Denizi’nde bir tsunami görülmüş. Nikomedia’da bu depremin yıkıntıları arasında eğitmen (pedagogos) Hermes ile iki küçük öğrencisinin cesetleri birbirine sarılmış halde bulundu. Öğrencilerin babası Thrason, iki çocuğunun ve öğretmenlerinin anısını yaşatmak için bir mezar taşı diktirdi. Mezar taşındaki kabartmada eğitmen ellerini iki yanındaki öğrencilerinin omuzlarına koymuş, onları korur şekilde tasvir edilmiş. Bu mezar stelinin üzerinde “Diogenes oğlu Thrason bu taşı, oğulları olan beş yaşındaki Deksiphanes ile dört yaşındaki Thrason ve onları eğiten Hermes için diktirdi. Hermes, depremin yıkıntıları arasında bile öğrencileri ile bu şekilde kucaklaşmıştı” diye yazıyor. Bu stel, Louvre Müzesi’nde sergileniyor.

Anadolu tarihinin değişmeyen acısı

ALINTI KAYNAK: https://www.milliyet.com.tr/tatil/arkeoloji/anadolu-tarihinin-degismeyen-acisi-6919817

YORUM YAZ